< YAZGIMIZ HASRETTİR BİZİM... - Blogcu


YAZGIMIZ HASRETTİR BİZİM...

ANASAYFA

PROFİL

ARŞİV

EMAİL

Son Sayfa :: Sonraki Sayfa

27/5/2007 - Fincanın Ummana Sevdası

Kategori: Siirlerim

Sevgili,

 

Korkuyorum…

 

Seni bulamamaktan, bulduğumu sanmaktan, bulup ta

kaçırmaktan, bulduktan sonra hakkıyla yaşamamaktan korkuyorum… Bulmayı arzulamak ne kadar karşı konulmaz, bulmak ne kadar uzak…

“Bulma”yı umut etmekse ; hayat kaynağım, dayanağım, varlığım…

 

Sana kavuşmak ne kadar “var olmak”sa benim için, seni kaybetme korkusu o kadar “yok olmak”.

Ne varlığımdan eminim ne de yok olduğumdan. Bu masalın sonu nerede, nasıl biter, murada erer miyim bilmiyorum…

Sevgili, içimde gamlı bir sonbahar ezgisi…

Hasretim dağlarca omzumda…

Hasretim, ağzından alevler saçan ejderha…

 

Ah, bu ince sızı!

 

Ah, “bu sebepsiz hüzün”.

 

Ah, tüm ayrılıkların acısını yüreğime taşıyan,

Adını bir türlü koyamadığım kara sevda…

Ağlamak, kelimelerin ardına sığınmak, çözüm değil.

 

Sevgili,

 

Demişsin ki:

“Ne yere ne de göğe sığmadım, mü’min kulumun kalbine sığdım”.

 

Kalbime baktım minicik bir fincan,

senin aşkın sonu olmayan engin bir deniz, uçsuz bucaksız umman.

 

Fincan denize müştak, ummana sevdalı…

 

Aşkın, yaralı kalbime şifa…

 

Aşkın çok ağır…

 

Kalbim şu haliyle bu yükü kaldıracak kalp değil…

Bana senin yükünü, hakkıyla taşıyacak kalp ihsan eyle…

(Amin)

 

nalezar

 

Yorum (12) :: Yorum yaz!


27/5/2007 - Gece...

Kategori: Siirlerim

GECE…

 

Yalnızları severmiş, bilir misin?

Ve…

Bilir misin?

Beni de çok seviyor!...

 

Yalnızla konuşur…

Benimle her zaman konuşur!

Duyuyorum onun sesini.

 

Huzur dağıtırken ahalisine,

Bana da verir bir parça!

 

Özlermiş geçmiş zamanları…

Ben de çok özlüyorum.

 

GECE…

 

Tüm sırlarımı saklıyor.

Unutturuyor dertlerimi…

Yükümü alıyor, omuzlarımdan.

Avutturuyor gelmeyenin yerine.

Ellerimi tutuyor çıkarsız, umarsız…

Sonsuza salıveriyor, yüreğimi.

Bekliyor hep aynı yerde ama sabırla…

Dinliyor söyleyemediklerimi sonsuza dek.

Paylaşıyor hüznümü...

Akmayan göz yaşlarımı siliyor.

Alıyor dizlerine, okşuyor başımı şefkatle.

 

GECE…

Bir masal anlatıyor, uyumam için.

Mutlu bir sevda masalı!

Mutlu bir çift, içinde.

Mutlu bir ev.

Mutlu çocuklar var.

Gökyüzü mutlu,

Mutlu, yağmur yüklü bulutlar.

Ağaçlar, kuşlar, böcekler mutlu.

Deniz mutlu,

Dalgalar mutlu,

Küçücük tekneler mutlu,

Engebeli yollar bile mutlu.

 

Bu masalı dinleyerek uyuyorum, koynunda.

Sonsuz bir huzurla…

 

“Gül Buse Nur”

 

 

 

Yorum (3) :: Yorum yaz!


24/5/2007 - Yitik Bir Ezgiyim...

Kategori: Siirlerim

Sözleri unutulan yitik bir ezgiyim...
Nağmeleri duyulmayan, mızrabı kırık bir tamburum...
Hatırı unutulan, eski bir hatırayım...
Kuru ekmeği bile olmayan, karnı aç bir yaşlıyım...
Sokakta, mendili olmayan, mendil satan bir çocuğum...
Gelmeyen, geleceğim; horlanmış geçmiş...
Kimim ben, beni tanıyor musunuz?..

 

"Gül Buse Nur"

Yorum (4) :: Yorum yaz!


21/5/2007 - Sessizlik...

Kategori: Siirlerim

21 Mayıs Pazartesi…

Hiçbir tılsımı olmayan sıradan bir ikindi vakti…

 

VE…

Gecenin bir yarısı…

         Başucumda, yalnızlık yine… Yine bir sessizlik hakim her şeye… Yine bir sessizlik hakim geceme… Yine bir sessizlik hakim yüreğime… Bilmem, kaçıncı kez yalnız kalışım… Ve kaçıncı kez içten ağlayışlarım…

 

SESSİZLİK

 Ve

Çok seslilik; SENSİZLİK…

 

Gürültünün orta göbeğinde ve kocaman bir sessizliğin içinde debeleniyorum şimdi…

En zor zamanımda karşıma çıkışını ve Kimse Yok mu? dediğim anda beni hayata bağlayışını hatırlıyorum, zaten hiç unutmadım…

 

Bu gece, hatıralarla birlikte karşıma çıkan görüntülerin oluşturduğu bir gürültü hakim beynimde… Ve artık şunu anladım ki sensizlik hakim kulaklarıma, gözlerime, sesime, hayallerime… ve kar beyazı gelinliğime…

 

“Sussssss!” diye kaçıncı kez susturdun… Kaçıncı kez beni sessizliğe gömüp, feryat ettin; konuları uzattın durdun, SUSMADIN…

 

Yaşadıklarım…

Sen…

Sen ve Ben…

BİZ!

 

Üzüntümün ve hasretimin son damlası da akmak üzere artık göz pınarlarımdan…

Özlemim içimde saklı, sevgim… Yüreğim ve yüreğimde ki yerin…

 

Her şey….

 

Sana ait olan her şey, o küçücük damlanın içinde akmak istemekte, şimdi…

Nedensiz gitmelerinin peşinde hepsi…

 

Afff…

 

Havaya bakmalıyım…

Ve o…

Son gözyaşım yıldızlar gibi asılı kalmalı göğün semalarında; göz pınarlarımda…

Esir olmalı, esir kalmalı yüreğimin ortasında…

 

Gecenin bir yarısı…

Saat 02:34...

Başucumda yalnızlık gene…

Ve bir sessizlik hakim geceme…

Gözlerim, karanlık odamın penceresinden baktığım havada…

Gözlerim yıldızlarda…

 

Bir yıldız kaysa şimdi…

Kaysa ve bir dilek tutsam şimdi, küçükken tuttuğum gibi…

Ve kaybolsa kayan yıldız, gecemin karanlığında…

Esir olsa o yıldızla birlikte, son damla…

 

Akmasa…

 

Akamasa…

 

Özlemim, sevgim, yüreğim ve yüreğimde ki Güzel İnsan; Sen benim olsa…

 

Şimdi yâr!

 

Şimdi bir yıldız kaysa… Dilimden sadece Mart 13 çıksa…

Ve ‘Salı’ dese ruhum, sadece ‘Salı’.

 

Gecenin bir yarısı…

Yine bir çile hüküm sürmekte yüreğime, sessizce…

 

Söylesene BEY!

 

Hangi mevsimde gelmişti esintin?

 

Ah yâr!

 

Ne zaman başlamıştı zulmü, aşkın?

 

Sevmelere kapalıyken yüreğim… Rahatsız gülücükler saklamışken yüzüme…

 

Ah yâr!

 

Ne zaman başladı bir nehir gibi ruhuma akışın?

 

Gecenin bir yarısı…

Saat 03:46…

Sessizliğin ortasında dolaşıyorum şimdi…

Ve bir dua var dilimde, bil bakalım kimin için?

 

Ah yâr, Ah Bey, Ah Güzel insan… Ne desem ki şimdi sana ben… Ne diye hitap etsem…

 

Ah, ah!

 

Nasıl araladın inatçı ruhunla kapılarımı yâr?

 

Zulmün, evet zulmün ne zaman dinecek yâr?

 

Konuşsana Beyy!

 

N’olur konuşsana…

 

N’olur…

 

“Sana ve bu geceye küstüm…

Kapatmayacağım gözlerimi…”

 

"Gül Buse Nur"

 

Yorum (7) :: Yorum yaz!


18/5/2007 - Köstekli Saat

Kategori: Kose Yazilarim

   Geçen gün teknolojiden hayli uzak bir arkadaşım evden çıkacağı zamanda koluna kol saati takarken, çok uzun süredir kol saati kullanmadığımı ve eksikliğini de hissetmediğimi fark ettim. Tabii bunun sebebi herkesin cep telefonu sahibi olması. İnsanın üzerinde cep telefonu varken, kol saati sadece bir aksesuar olarak kalıyor, en iyi ihtimalle cep telefonuna bakmaya üşenenler için ufak bir kolaylık oluyor.

   Şimdi düşününce de fark ettim ki üzerimde cep telefonu olmadığı, telefonun bataryasının boş olduğu zamanlarda, koluna bakarak saati öğrenebileceğim bir insan bulmak hayli zor olmaya başladı.

   Çoğumuz artık saate  cep telefonlarından bakıyoruz. Cep telefonu da cepte, olmadı çantada duran bir alet; bakmak için bulunduğu yerden çıkartmak gerekiyor ve bu açıdan bende bir süredir kaçınılmaz bir "köstekli saat" çağrışımı yapıyor.

   Hele ki hafif bir göz bozukluğunuz varsa ya da yoksa bile sırf oyun olsun diye, saati öğrenmek için cep telefonunuza attığınız bakışı "gözden uzağa tutma" hareketiyle desteklediniz mi, köstekli saat kullanan bir nine, dede hissini yaşıyorsunuz, hafifde olsa.

   Bu benzerliğin üzerine giderek, köstekli saat esintili cep telefonu yapsınlar bence; kemere zincirlensin, kapağı açılsın, mümkünse yuvarlağımsı olsun, anteni de o saatlerin kurma pimleri gibi olabilir. Olsun vallahi, hem de hemen olsun!

   Son söz olarak kol saatleri, yakın gelecekte bugünkü köstekli saatlerin konumuna düşecek sanırım; "antika insanlar" ın kullandığı bir aksesuar olarak ortadan kalkacaklar gibi görünüyor. Ee hadi hayırlısı...

   Mutlu günler.

          

Adapazarı Gazetesi-KARDELEN

        Hatice Kübra TÜZÜN

               22.01.2007

Yorum (2) :: Yorum yaz!


SON YAZILARIM

Fincanın Ummana Sevdası
Gece...
Yitik Bir Ezgiyim...
Sessizlik...
Köstekli Saat

ARKADAŞLARIM

BebekSagligi
bebbish
bebekmutfagi
migi
mirage2006

KATEGORİLERİM

  • Denemelerim
  • Kose Yazilarim
  • Siirlerim
  • Yemek Tariflerim

  • HOŞ GELDİNİZ...